pages

Kreatin Hakkında

Doping olarak kabul edilmeyen Kreatin, vücut geliştiriciler ve atletler arasında hızla favori haline gelen beslenme desteği olarak önerilen bir üründür. Kreatin vücutta; L-Arjinin, Glisin ve L-Metiyonin aminoasitlerinden; böbrekte, karaciğerde ve pankreasta sentezlenir. Biyosentezden sonra iskelet kaslarına, kalbe, beyne ve diğer dokulara taşınır. Kreatin bu dokularda en büyük enerji depolayıcı form olan Kreatin fosfat halinde metabolize olur. Vücuda çalıştıran hücresel yakıt olan Adenozin trifosfat (ATP) üretiminde hayati önem taşır. Üstelik diğer performans artırıcı steroids ve ilaçlardan farklı olarak; %100 doğaldır ve çoğu yiyecekte de doğal olarak bulunur, bu yüzden de hiçbir sportif faaliyette ve uluslararası müsabakalarda yasaklanmamıştır. Kreatin kırmızı et ve balık gibi yiyeceklerde de bulunabilir. Sadece yiyeceklerden günde yaklaşık 1g dolayında kreatin alırız; ancak yoğun bedensel aktivite veya spor yapan bir kişinin günlük ortalama kreatin ihtiyacı 5–6 gr olup, bunun tamamının yiyeceklerden karşılanması hemen hemen olanaksızdır. Yiyeceklerden karşılanmaya çalışılsa bile beraberinde aşırı yağ ve kalori alımı da söz konusu olmaktadır. Bu yüzden sadece gıda takviyeleri (Dietary supplement, sports supplement) vücuttaki yağ ve kalori miktarını artırmaksızın, vücudun ihtiyacı olan kreatin miktarını karşılayabilirler

İnsanlardaki kreatinin yaklaşık yüzde %95’i iskelet kaslarında; kalanı da beyinde; kalpte ve testislerde bulunur. Ağır egzersizler, kaslardaki doğal kreatin kaynaklarını tüketir. Kreatin tamamlayıcıları, yorgun kas hücrelerinin enerjilerini yenilemelerine yardım eder; böylece daha uzun süre boyunca daha ağır egzersizler yapabilirsiniz. Bir tanesi yakın zamanda international Journal of Sports Nutrition adlı dergide yayınlanmış olan çeşitli çalışmalar, kreatin tamamlayıcısı alan ve düzenli egzersiz yapan kişilerin, bu tamamlayıcıyı almadan egzersiz yapan kişilere göre daha çok yağ yaktığını; daha iyi ve dirençli kas yapısına sahip olduğunu göstermiştir. Teksas Woman’s University, Teksas University Southwestern Medikal Center ve Cooper Clinic tarafından ortaklaşa yapılan diğer bir çalışma, kreatinin ağırlık çalışan erkeklerin performansını artırarak daha ağır kaldırabilmelerini ve bunu daha sık yapabilmelerini sağladığını bulmuştur. Amerika’da çeşitli sporcular üzerinde yapılan testlerde 28 gün boyunca düzenli kreatin alan sporcularda yağsız kas miktarında ve kaldırılan ağırlıklarda, kreatin kullanmayan fakat aynı egzersizlere katılan sporculara göre ortalama %51 oranında artış gözlenmiştir. Kreatin kullanımının insan için güvenli olduğuna ait sayısız bilimsel araştırma vardır. Yine yakın zamanda bir okul takımında yapılan, 28 gün boyunca bir glikoz, taurin, sodyum ve potasyum fosfat çözeltisi içinde günde 15,7 gr kreatin (oldukça yüksek bir doz) alan oyuncularda, süre sonunda yapılan kan testlerinde tüm parametrelerin normal limitler arasında olduğu ve karaciğere olumsuz bir etki olmadığı gösterilmiştir. 

Yapılan araştırmalarla; kreatin’ in enerji seviyesini, dayanıklılığı, kuvvet ve dayanma gücünü artırdığı ispatlanmıştır. Üstelik kreatin yağsız kas miktarını artırırken yağ kaybını da hızlandırmaktadır. Ancak kilo vermek için kreatin mutlaka gerekli değildir. Aslında, kas geliştirdiğinizde, birkaç kilo ala bilirsiniz; çünkü kas yağdan daha ağırdır, buna karşın daha ince ve zinde görünürsünüz. 

Cooper Clinic ve Teksas Woman’s University’de yapılan bir çalışma, kretainin, kanda bulunan yağ benzeri maddeler olan, yüksek toplam kolesterol ve trigliserit sevilerini düşürebildiğini göstermiştir. Bu etki Niacin varlığından kaynaklanabilir. Yüksek trigliserit seviyeleri kalp hastalığı ve felç riskini artırır. İçeriğinde bulunan vitamin B6, Karbonhidratlardaki, yağlardaki ve proteinlerdeki enerjinin vücutta kullanılabilir hale gelmesinde son derece etkilidir. 

Ayrıca kreatinin bir tür kas erimesi hastalığı olan Sarkopenia tedavisinde de kullanılabileceği araştırılıyor. Creatine, genelde iskelet kaslarının kısa süreli gerilimler sonucu yorulmasını önleyen bir madde olarak bilinir. Ayrıca Creatine’in beyindeki oksijenin en dengeli biçimde kullanılmasını sağlayarak zihinsel yorgunluğu da geciktirdiği kanıtlandı (Neuroscience Research). Fazla Kreatin takviyesi almakla, fazla enerji üretimi olduğu bir gerçektir. Fakat uzun süreli çalışmalarda, ATP’de enerji molekülleri kaybolur. Bu nedenle, belli bir noktadan sonra vücuda Kreatin takviyesi yapılması anlamsız olur. Çünkü enerji moleküllerinin kaybolması sonucu artık ATP üretimi olmaz. ATP, en temelde bir Ribose ve Fosfat zinciridir. Enerji moleküllerinin kaybolduğu bu noktaya gelindiğinde, Kreatin fosfat’ın ADP’nin ATP’ye dönüşmesi için fosfat vermesi herhangi bir fayda sağlamaz. Vücudun Ribose üretebilmesi için bir dinlenme süresine girmesi şarttır. Burada, Ribose takviyesinin önemi ortaya çıkar. Kreatin ve Riboz’un birlikte kullanımı sporcularda gerçek bir güç ve enerji patlaması yaratır. 

ADP’yi sürekli olarak ATP’ye çeviren bir madde olmasıyla, Kreatin gerçek güç performansı artışı sağlayan tek sporcu gıdasıdır. Vahşi ve yırtıcı hayvanların etinde bulunan Kreatin miktarı, evcil hayvanların etinde bulunan miktardan tam 10 kat daha fazladır. Bu gerçek, güç ve çevikliğin temelinde Kreatin varlığının olduğunu en çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır. Kreatin takviyesi alan sporcuların, ağır ve şiddetli antrenmanlarda %30 güç artışı sağladığı deneylerle kanıtlanmıştır. 

ADP’nin ATPye dönüştürülmesinde ki bir başka önemli fayda, vücudun enerji ihtiyacında glycolysise (glukoz’un kas dokularında enerji oluşturmak üzere piruvat ve laktik aside yıkılması - kas hücreleri enerji üretiminde piruvat’ı kullanır, ancak kullanılmayan piruvat laktik aside dönüşür) muhtaç bırakmamasıdır. Diğer bir ifadeyle, Kreatin takviyesi alan bir sporcunun vücudunda laktik asit miktarı minimum düzeyde tutulur. Netice olarak, sporcu daha ağır, daha uzun süreli çalışma imkânı bularak daha fazla kas yapılanması sağlar. Laktik asit seviyesinin minimum düzeyde tutulmasının başka bir faydasıda, sporcunun kolay kolay yorgunluk hissine kapılmamasıdır. 

Kreatinin başka bir etkisi, büyüme hormonlarının daha fazla salgılanmasıdır. Bunun yanında diğer bir etkiside vücutta protein sentezini artırmasıdır. Dolayısıyla, Kreatin kas büyümesinde çok ciddi bir sporcu gıdasıdır. 

Kreatin sadece bir sporcu gıdası değildir. Aynı zamanda spor yapmayan insanlar içinde son derece gereklidir. Özellikle vejetaryenlerde kreatin takviyesi mutlaka yapılmalıdır. Günlük kreatin ihtiyacımızın yarısı et ve balık yemekle karşılanması sebebiyle vejetaryenlerin kandaki Kreatin seviyeleri, et yiyenlere göre 40- 50 oranında daha düşüktür. Kreatin ürünümüz hayvansal orijinli olmadığı için en katı vejetaryenler için uygundur. Genel insan sağlığı için Kreatinin faydalarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz ; Kreatini yaşlanmaya dair insanları gençleştiren bir madde olarak düşünebiliriz. Yaşlanmayla birlikte kas kütlesinde küçülme, kuvvet azalması ve performans düşüşü meydana gelir. Yaşlılarda iskelet kaslarında Kreatin seviyesi ve Kreatin fosfat tekrar sentezleme oranı çok azalır. 30 yaşından sonra Kreatin fosfat tekrar sentezleme oranı her 10 yılda %8 oranında azalır. Yapılan bir deneyde, 60 yaşın üzerindeki insanlara 5 gün süreyle günde 20 gr Kreatin takviyesi yapılmış ve sonuçta yaşlıların Kreatin fosfat tekrar sentezleme oranının genç insanlarla aynı seviyeye geldiği tespit edilmiştir. 

• Beyin fonksiyonlarını destekler. 

• Kolestrol oranını düşürür. 

• Kalp fonksiyonlarını destekler. (sağlıklı kalp fonksiyonları için kalp kasının enerjisini sağlayan ATPyi üretir) 


Kullanıldığı durumlar: 

• Enerji ve güç artışı sağlar. 

• Büyüme hormonunun salgılanmasını artırır. 

• Protein sentezini artırır. 

• Daha ağır ve uzun süreli antrenman imkânı sağlar. 

• Laktik asit seviyesini minimum düzeyde tutar. 

• Sakatlanmalarda iyileşmeyi hızlandırır. 

• Yağsız kas kütlesini artırır. 

• Beyin performansını artırır, yorgunluğu alır. 


Creatine hakkında bilinmesi gerekenler 

Creatine vücudumuzun böbrek, ciğerlerde bulunan amino asitlerden kendi ürettiği (endogen) bir amino asittir. Creatini balık ve et gibi gıda maddelerinin tüketilmesi yoluyla da alınabilir. 

Vücudumuzda bulunan creatinin yaklaşık %95’a kaslarımızda depolanır. Kaslarımızın işlevlerini yerine getirirken ihtiyaç duydukları enerji ATP’dir ve ATP vücudumuzdaki creatine, protein, karbon hidrat, yağlar ve birtakım mineraller ve vitaminlerden sentezlenerek endogen elde edilir. ATP sadece kas işlevlerini yerine getirmede değerlendirilmez aynı zamanda beyin fonksiyonlarımız, enzimler vs. de ATP kullanırlar. 

Kısa ve yorucu egzersizlerde ATP üretmek için ilk öncelikle kullanılan enerji kaynağı creatindir. Vücudumuz ancak ondan sonra ATP sentezlemesi yapmak için diğer maddeleri kullanır. ATP üretimi uzun zaman alan ve zor bir işlem olup performansı creatin kadar arttırmaz. 

Öte yandan vücudumuzun creatin depolama imkanı kısıtlıdır, bu yüzden yukarıda bahsettiğimiz maddeler ATP’nin sentezlenebilmesi ve uzun süreli sabit enerji sevkıyatının temin altına alınması için gereklidir. 

ATP kaynakları sadece 3 saniye gibi kısa bir süre için enerji sevk ederler ve çok çabuk tükenirler. Bu yüzden kaslarımız bu tip yoğun bir tempoyu desteklemek için sürekli ATP üretmek zorundadır. Kaslarımız ATP kaynaklarını süratle yerine koyabilmek için creatin kullanırlar. 

Kaslarımızda bulunan creatin miktarı yoğun kas antrenmanlarında başarılı olabilmek için birinci önceliklidir. 

Erkeklerde kaslar her bir kg kas kütlesi başına 4 gr creatin barındırırlar. Bu miktarın ilave beslenme ve creatin alınması suretiyle %25 - %35 oranında arttırılabildiği ve bu ölçüde performans artışı sağlanabildiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. 

Mukavemete dayalı sporlarda creatin kullanımı: 

Organizmamızdaki creatin miktarını düzenli olarak yüksek seviyede tutmamız performansımızı arttırır. Aynı şekilde düzenli egzersizler arasında vücudun dinlenme süresini kısaltarak daha yoğun çalışmamızı sağlar. 

Creatin kas oluşumunu destekler. Birçok bilimsel araştırma creatin alımının yağsız kas hacmini arttırdığını göstermiştir. En iyi sonuç normal antrenman yaptıkları ağırlıkları %80 - %120 oranında arttırarak 3 ay boyunca düzenli olarak çalışan ve creatin kullanan sporcularda görülmüştür. 

Kaslarımızın depoladıkları yüksek miktar creatin antrenman aralarının daha kısa tutulmasına ve daha yüksek performansla çalışılabilmesi imkan tanımıştır. Bunu takiben kas gelişimi normale oranla daha fazladır. 

Creatinin kasların su tedarikini de desteklediği ve bu şekilde vücudumuzdaki anabol etkinin arttırılarak protein sentezini desteklediği ve kasların katabolizmasını düşürdüğü bilinmektedir. Bilindiği üzere organizma hareketleri sulu ortamlarda daha kolay gerçekleşirler. 

Ayrıca creatinin saf olarak veya gıdalara katılmış olarak alınması kas kütlesinin gelişimini arttırarak aynı zamanda vücudumuzun diğer gelişme süreçlerini de destekler. Yani ATP sadece hareket enerjisi sunmakla kalmaz aynı zamanda gelişme enerjisi de verir. Ancak bu sadece vücudumuzda yeteri miktarda yapı taşının yani amino asit, karbon hidrat, yağlar vitaminler ve mineraller bulunması şartıyla geçerlidir. Bu sebeple creatinin tek başına değil All-In-One-Formülleri şeklinde içinde her tür yapı taşıyla birlikte creatin ihtiva eden ürünlere doğru bir trend gözlemlenmektedir. Bu tip bazı ürünler o kadar iyidirki eczacılıkda bilinen maddelerin birbiriyle dengeli olarak kullanılmaları sonucu elde edilen etki sadece arttırılmamaktadır aksine katlanmaktadır. 

İlave creatin tüketiminin genel etkileri: 

Konsantrasyon iyileşmesi, beyin fonksiyonlarımızın artması, kalp performansı, bağışıklığın artması, daha enerjik yapı ve daha birçok faydalarına burada değinmeyeceğiz. 

Creatin değişik güç yüklemelerinde laktik asit üretimini etkisizleştirir: 

Birçok spor aktivitesi değişkendir. Birkaç saniyelik veya dakikalık ani yüklenmeler ve bunu takip eden dinlenme safhaları birbirini takip eder. 

Bu kısa süreli ani yüklenmeler için gerekli olan enerjiyi üretmek için vücudumuzun ATP’ye ihtiyacı vardır ve ATP üretmek için ilk önce creatin sonra glikoz kullanır. Glikozun ayrışması için vücudumuz laktik asit üretir. Laktik asit positif yüklü su atomlarını (H+ iyonları) serbest bırakır. Bu iyonlar kasların çalışmasını ve dolayısıyla enerji üretimini engellerler. Sportif performansımızı olumsuz etkilerler. Buna karşılık creatin ATP üretebilmek için H+ iyonlarına ihtiyacı vardır. Creatinin baş gösteren yorgunluk belirtilerini engellemesi ve geciktirmesi bu şekilde izah edilebilir. Creatin kısa ve yoğun yüklenmeler esnasında H+ iyonlarını etkisizleştirir. 

Günlük uygulamada Creatin: 

İsotonik içecekler ve protein bazlı gıda takviyeleri dünyanın en çok satılan ürünleri olmuştur. Atlanta Olimpiyatlarına katılan sporcuların %80’inin hazırlıkları sırasında creatin aldıkları tahmin ediliyor. Dünyada yıllık satış rakamları 200 milyon euro dur. 

Her seviyede sporcu creatinin faydalarından yararlanır. İster profesyonel ister hafta sonu sporcuları olsun. Fakat creatin neden bu kadar sevilmektedir? Cevabı basit, çünkü creatin gerçekten etkilidir. Doğru kullanıldığı taktirde creatin tartışmasız performansını arttırmak isteyen herkesin başvurduğu üründür. 

Birçok araştırma creatinin endişe edilmeden alınabileceğini göstermiştir. Creatin bütün dünya ülkeleri tarafından tanınan bir gıda takviyesidir. 

Yan etkileri: 

Creatinin bilinen ve arzu edilmeyen tek yan etkisi kişiden kişiye fark eden kilo alımı ihtimalidir (%1- %10 arası). Bu kilo alımı hücrelerde biriken su miktarı ve artan kas hacmiyle bağlantılıdır. 

Öte yandan bugüne kadar en küçük bir hastalık veya şikayetten bile creatin sorumlu tutulmamıştır. Hatta creatin tıp alanında ameliyat sonrası kas kaybını engellemek, kalp fonksiyonlarını düzeltmek ve vücut performansını arttırmak için kapl hastalarında kullanılmaktadır. 

Yapılan iki araştırma creatin alımının kalp damar hastalarında kan değerlerini düzeltmek suretiyle şikayetlerin azalmasına yardımcı olmuştur. Bugün herkes batı medeniyetlerinde kalp damar hastalıklarının bir numaralı ölüm sebebi olduğunu bilmektedir. 

Hangisi en iyi creatin formudur? 

Creatin bazlı birçok ürün %99,9 oranında creatin-monohidrattan oluşurlar. Yani creatin monohidrat bir creatin molekülüdür ve bir su molekülü ile bağlantılıdır. Bu şekildeki ürünler %88 oranında creatin içerirler. Creatin kokusuz ve tadsızdır. Bu şu anda piyasada en çok kullanılan creatin formülüdür. Ayrıca bilinen hemen hemen bütün araştırmalar bu tip creatinle yapılmıştır. 

Creatin monohidrat suda çözülünce su molekülü ile ayrışır ve geriye serbest formda creatin kalır. Her bir gr creatin monohidrat yaklaşık olarak 880 mg serbest creatin içerir. 

Creatin-fosfat, creatin-alpha-ketoglutarate, creatin-citrate, creatin-pyruvate, creatin-malate, creatin-tatrate, magnesium creatin, anydrid-creatin, creatin-HMB, ester-creatin, creatin titrate gibi daha birçok creatin türü vardır. 

Anhydrid creatini saymazsak ki zaman zaman Creatine Anhhydro olarak da adlandırılmaktadır, diğerleri gr başına sadece 400 – 600 mg creatin içerirler. Yani creatin monohidrat formu kadar çok creatin içermezler. Anhydrid-Creatine diğerlerine kıyasla su molekülü içermez ve %94 oranında serbest creatin içerir fakat fiyatı çok pahalıdır ve dayanıklı değildir. PE kutularda veya torbalarda muhafaza edilirken (kimse su geçirmez kaplarda muhafaza etmez) çabuk etkisini kaybeder hatta zararlı hale bile gelebilir ve da dediğimiz gibi daha pahalıdır. Ürününüzde creatin monohidrat yerine Anhydrid creatin kullanmanızın size minimum bir faydası olacaktır fakat sonuç olarak uygulamada 3,0 gr Anhydrid creatin veya 3,2 gr creatin monohidrat kulanmanızın pratikta çok bir faydası ve farkı yoktur. 

Saf creatin fosfat (creatin vücudumuzda creatin fosfata dönüştürülmektedir ve ancak ondan sonra etkisini gösterir) neredeyse hiç vücut tarafından emilmeye müsait değildir. Molekülleri bağırsak tarafından emilerek kana karılması için çok büyüktür. Öte yandan çok pahalıdır ve uygulamada karın ve mide ağrısına sebep olmaktadır. Bu yüzden gıda takviyesi olarak kullanılmamaktadır. 

Bütün diğer creatin formları asitlerle veya amino asitlerle bağlantılıdır ve dediğimiz gibi creatin monohidrat kadar çok serbest creatin içermezler. Günlük 3 gr creatin ihtiyacımızı karşılamak için daha çok miktarda tüketilmeleri gerekmektedir. Suda çözülmek için daha az suya ihtiyaçları vardır fakat pratik uygulamada bunun bir önemi yoktur çünkü sporcunun sudan tasarruf etmesine gerek yoktur tam aksine çok su içmelidir. 

Günlük 3 gr creatin ihtiyacınızı 30 ml su ile almak istiyorsanız asit veya amino asit bazlı creatinleri tercih etmelisiniz fakat bu pratikte tavsiye edilmez çünkü böbreklerimizin iyi çalışması için çok su içmemiz gerekmektedir ve o kadar su içinde rahatlıkla ihtiyacınız olan creatin monohidratda çözülür. 

Bir sporcunun günde 3 litre su içtiğini varsayarsak çözünürlük sorunu yaşamadan creatin monohidrat kullanılması mümkündür. 3,4 gr creatin monohidratın suda çözülmesi için 500 ml suya ihtiyaç vardır ki en az bu miktarda hatta daha fazla su içmeniz gerekmektedir. Burada varmak istediğimiz şey creatini suda çözmek değil aynı zamanda vücudumuzun su ihtiyacını karşılamaktır. 

Sporcuların çoğunluğu için bütün creatin formları aynı etkiye sahiptir fakat daha ucuz olmasına rağmen creatin monohidrat diğer creatin formlarına kıyasla belirgin bir şekilde daha az miktarda kullanılmaktadır. 

Bu özel creatin formlarının birçoğu yeni isimler bulmak ve tüketicinin kafasını karıştırarak daha fazla ürünü daha pahalıya satabilmek için kullanılmaktadır. 

Creatinin suda çözülme özelliği yukarıda da bahsettiğimiz gibi önemli bir role sahip olmamakla birlikte bazıları asit ve amino asit bazlı creatinlerin kaslarda diğerlerine kıyasla daha fazla creatin depolamadığını fakat içeriğindeki yağ ve asitlerin organizmaya olumlu etki yaptığını iddia etmektedirler. Asit ve yağların organizmaya olumlu etki yaptığını söylemek genel olarak doğrudur fakat bu kadar küçük miktarlarda asit içeren creatin formülleri almak yerine doğrudan asit bazlı HCA gibi ürünler almak bütçeniz için daha iyidir. 

Aynısı creatin amino asit bağlantılı Creatin-HMB, Creatin-Pyruvate, magnesium creatin vs. gibi ürünler için de geçerlidir. Amino asitler, pyruvate, HMB almak isteyen sporcular bunu pahalı creatin karışımlarıyla tedarik etmekten çok creatin monohidrata ilaveten Amino asit ve/veya HMB gibi asitleri ayrı ayrı alarak hem daha ucuza bu işi görür hemde tükettiği asit miktarını kontrol altında tutabilir. 

2004 yılında bazı firmalar bir creatin formu olan Glucoronolactone’yi (GGA) değişik creatin formlarıyla bağlantılı olarak “Süperformüller” adı altında satışa sundular. Bu creatin tedarikinin en pahalı ve etkisiz biçimidir. Çok pahalı fiyatının yanı sıra GGA ilk önce karaciğerde creatine dönüştürülmelidir. Öte yandan kaslarımızın creatin depolama fonksiyonunu olumsuz etkiler. Çünkü GGA’lar creatini kaslara taşıyan taşıyıcı proteinlerle rekabet halindedirler. Üreticiler GGA ile kaslarda daha fazla creatin depolanabileceğini söylemektedirler fakat bu bilgi doğru değildir. Çok miktarda GGA almak suretiyle vücudun ihtiyacı olan creatinin karaciğerde sentezlenmesi sağlanabilir ama bu ilk önce çok pahalı ve zahmetlidir ayrıca GGA creatin monohidrat gibi kaslardaki creatin miktarını arttırır ama ATP miktarını arttırmaz. 

Tüketiciler bu ürünün sadece para kazanmak amacıyla piyasaya sürüldüğünü anlar anlamaz yeni ürünler piyasaya çıktı. Bir Amerikan firması eskiden beridir bilinen bir gerçek olan creatinin pH değeri yüksek sıvılarda pH değeri normal sıvılara kıyasla daha uzun süre sabit kaldığını patent altına aldırdı. Bu patent Avrupa’da tanınmamaktadır çünkü bilinen bilimsel bir gerçektir. Alkayne creatinleri creatin monohidrat ile birtakım standart tozların karışımından oluşmaktadır. İnsanlar bu pazarlama stratejisine ve detaylı grafiklere kandılar belki de kanmak istediler. Doğru olan şudur ki alkalik creatinler sadece içinde bulundukları asitli içecekler mideye ulaşıncaya kadar alkalik özelliklerini korurlar ondan sonra normal creatin monohidrattan bir farkları yoktur. Tek farkları kat kat pahalı fiyatlarıdır.